İçeriğe geç
  • Dolar 49,1976
  • Euro 55,0898
  • Sterlin 65,2108
  • Bitcoin 4.096.107 ▼ %0,67

avrupa

Düşman ortak çözüm sokak

Neoliberal yıkımın getirdiği son noktada Avrupa'da barınma, eğitim ve sağlık artık lüks. Kapitalizmin yapısal krizi emekçileri ezerken Fransa'dan İspanya'ya ve Almanya'ya uzanan protestolarda sorun da ortak mücadelenin dili de.

Umut Can FIRTINA

Kıta Avrupası'nın "refah devleti" efsanesi, neoliberal politikaların yarattığı tahribatla çöküyor. Gıda, eğitim ve barınma gibi en temel haklara erişimin giderek zorlaştığı Avrupa'da sokaklar hareketli.

Kapitalizmin girdiği derin yapısal kriz, Avrupa genelinde faturayı emekçilere, gençlere ve yoksullara kesmeye devam ediyor. Yıllarca "sosyal devlet" ve "refah" makyajıyla sunulan sistem, bugün temel insan hakları olan barınma, beslenme ve eğitime erişimi bile lüks haline getirdi. Bir yanda sokaklarda neoliberal yıkımın faturasını ödemek istemeyen kitleler mücadelelerini ortaklaştırırken diğer yanda emekçilerin umutsuzluğunu göçmen düşmanlığıyla zehirleyen aşırı sağ tehlikesi büyüyor.

FRANSA'DAKİ İSYAN BELÇİKA'YA SIÇRADI

Avrupa'da bugün direniş dalgasının en dinamik ayaklarından biri olan Fransa'da lise öğrencilerinin eylül ayı ortasında eğitim sistemindeki bütçe kesintilerine, kaynak eksikliğine ve geleceksizlik dayatmasına karşı başlattığı protestolar, öğretmenlerin, işçi sendikalarının ve sol partilerin de katılmasıyla Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron yönetiminin neoliberal kemer sıkma politikalarına karşı devasa bir direniş alanına dönüştü. Son olarak 6 Ekim'de öğrencilerin çağrısına yanıt veren sendikalar, öğretmenler, veliler, kamu emekçileri ve sol partilerin de katılımıyla yüz binlerce kişi ülke genelinde sokağa indi. Eylemlere yönelik sert polis müdahalesi ve yüksek gözaltı sayıları tepkilere yol açarken hükümet, protestolara müdahalede ses bombası kullanılmasını yasakladı. Paris'in kuzeyindeki banliyö kenti Saint-Denis'in Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) üyesi Belediye Başkanı Bally Bagayoko, polisin biber gazıyla müdahale etmesini önlemek için siper oldu.

Başbakan Sebastien Lecornu, eylemler nedeniyle ülke genelindeki liselerde hafta sonuna kadar eğitime ara verildiğini açıkladı.

Sistemin yarattığı bu yoksullaşma ve güvencesizlik ortamı, Fransa'da Marine Le Pen'in Ulusal Birlik (RN) partisi gibi faşist odakların da zemin kazanmasına neden oluyor. Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yalnızca yedi ay kalırken, anketler yarışta aşırı sağcı Le Pen'in önde olduğunu gösteriyor.

Protestoların meşru taleplerini hiçe sayarak "şiddet olayları" zeminine çekmek isteyen merkez ve sağ siyasetçiler, genç ve göçmen kökenli seçmen arasında desteği artan sol LFI'yı hedefe oturttu.

Fransa

Eğitimin piyasalaştırılmasına karşı yükselen bu ses, sınırları aşarak Belçika'ya da sıçradı.  

Belçika'nın Fransızca konuşulan Valonya bölgesinde öğrencilerin, eğitim reformları ve bütçe kesintilerine karşı aylardır süren protestoları tekrar alevlendi. Liege kentinde öğrencilerin eğitim düzenlemelerine karşı sürdürdüğü protestolarda gözaltına alınan 107 kişiden 27'si tutuklandı.

BARINMA KRİZİ, 'AKBABA FONLARI' VE SAĞ KUŞATMA

İspanya'yı erken seçime götüren öfkenin merkezinde en temel yaşam hakkı olan barınma var. Uygun fiyatlı konuta erişim tartışmaların merkezine taşınırken siyasi tablo biraz daha farklı bir dinamik barındırıyor. Konut krizi, küresel finans kapital kurumlarının barınma sektörünü tekelleştirmesi ile kamusal koruma mekanizmalarının yetersiz kalmasının bir sonucu. Sosyal demokrat Pedro Sanchez hükümeti, bu devasa krize köklü ve radikal bir çözüm üretememenin, sermayeyi karşısına tam anlamıyla alamamanın sancılarını yaşıyor.

Ülkeyi erken seçimin eşiğine getiren konut krizinin en tartışınlan dinamikleri arasında piyasayı manipüle eden Blackrock gibi uluslararası "akbaba fonları" olarak bilinen dev küresel yatırım şirketleri var.

2008 yılındaki küresel finansal krizin ardından İspanya'daki bankaların elinde kalan batık gayrimenkuller, BlackRock ve Blackstone gibi uluslararası yatırım fonlarına çok ucuz fiyatlarla satıldı. Zaman içinde bu fonlar ve gayrimenkul şirketleri, kiralık konut piyasasındaki ağırlıklarını muazzam ölçüde artırdı. Güncel verilere göre İspanya'da özel şirketlerin mülkiyetinde 1 milyondan fazla konut bulunuyor. Bu şirketlerin yalnızca %5'i, şirket mülkiyetindeki tüm konutların %52'sini kontrol ediyor. İspanya'da konut fiyatları son 10 yılda %63, kiralar ise %80 oranında artış gösterdi.

Kriz, Eylül 2026'da Madrid'de 87 yaşındaki Maricarmen Abascal adlı bir kadının, fahiş kira artışı nedeniyle 70 yıldır yaşadığı evden polis zoruyla tahliye edilmesiyle patlama noktasına ulaştı. 50'den fazla şehirde on binlerce insan sokağa döküldü, meydanlarda çadır kampları kuruldu ve sendikalar "genel grev" kararı aldı.

Başbakan Pedro Sánchez liderliğindeki sol koalisyon hükümeti, söz konusu fonların konut satın almasını 2028'e kadar yasaklayan ve zorla tahliyeleri 2030'a kadar durduran kararnameleri sağ partiler tarafından parlamentoda reddedildi. Sánchez, oylama sonrası 29 Kasım'da erken seçime gidileceğini duyurdu.

Avrupa'nın kalan son sol hükümetlerinden birine liderlik eden Sanchez, içeride muhafazakâr ana muhalefet Halk Partisi (PP) ve aşırı sağ Vox ve dışarıda ABD Başkanı Donald Trump'ın başını çektiği örgütlü bir sağ cephenin de doğrudan hedefinde.

İspanya

SOSYAL DEVLETİN ÇÖKÜŞÜ VE SOL KIVILCIM

Avrupa'nın en büyük ekonomisi Almanya'da sosyal devletteki erozyon hızlanırken bütçenin sağlık, eğitim yerine militarizme, sanayi dönüştürülürken istihdamın silahlanmaya ayrılması emekçileri sokağa döküyor. Hükümet, emeklilik, sağlık, sosyal yardımlar gibi alanlardaki bütçelerde, kaynak olmadığı gerekçesiyle devasa kemer sıkma politikalarına giderken son olarak 3 Ekim'de Doğu ve Batı Almanya'nın birleşmesinin 36. yılında Berlin ve Stuttgart'ta binlerce kişi meydanlara indi. Bu öfkenin üstüne konmaya çalışan aşırı sağ Almanya için Alternatif (AfD) ise neoliberal yıkımı kullanarak yükselişini sürdürüyor.

Yine de öfkenin kaçınılmaz sonucu faşizm değil. Bunun en umut verici örneği, Berlin eyalet seçimlerinde Sol Parti'nin (Die Linke) sandıktan birinci parti olarak çıkması oldu. Seçim kampanyasını halkın en can yakıcı sorunlarından konut krizi üzerine inşa eden Die Linke'nin bu başarısı merkez siyasetin iflas ettiği noktada, kitlelerin yüzünü antikapitalist bir sol siyasete dönebildiğinin en somut göstergesi oldu. Avrupa sokaklarındaki eylemler yalnızca birer hak arayışı değil, aynı zamanda kapitalist sistem krizine bir itirazın ifadesi. Çözüm, kimlikleri ve sınırları aşan birleşik ve antikapitalist bir ortak mücadele ile mümkün.

Kaynak: Birgun

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…