İçeriğe geç
  • Dolar 49,1976
  • Euro 55,0898
  • Sterlin 65,2108
  • Bitcoin 4.091.914 ▼ %2,67

kultur-sanat

Yazar Ümit Kireççi: "Hikâyenin hangi formda ortaya çıkması gerektiğine ben karar vermiyorum, koşullar karar veriyor"

Tiyatrodan çizgi romana, bilimkurgudan yaratıcı dramaya uzanan çok yönlü üretimleriyle edebiyatın farklı anlatım olanaklarını bir araya getiren yazar Ümit Kireççi, "Algıları açık, ilgi alanı geniş, çok yönlü biriyim ve bu yönümü farklı eserlerle meraklısının karşısına çıkarıyorum. Bu noktada üzülerek belirtmek durumunda kalıyorum, bir hikâyenin hangi formda

Yazar Yazara köşemde bu ayki kıymetli konuğum Ümit Kireççi; tiyatrodan çizgi romana, bilimkurgudan yaratıcı dramaya uzanan çok yönlü üretimleriyle edebiyatın farklı anlatım olanaklarını bir araya getiren bir yazar. Çocukluğu Almanya'da, gençliği Türkiye'de geçen Kireççi'nin iki dil ve kültür arasında şekillenen dünyası, farklı disiplinlerden beslenen anlatılarına da kendine özgü bir zenginlik katıyor.

Çocuklar ve gençlerle gerçekleştirdiği atölyelerle üretim deneyimini yeni kuşaklarla paylaşırken, çizgi roman üzerine yaptığı çalışmalarla da bu alanın yalnızca bir anlatı türü değil, kendine özgü dili ve düşünme biçimi olan güçlü bir ifade alanı olduğunu hatırlatıyor.

Sevgili Ümit Kireççi ile; iki kültür arasında büyümenin yazarlığına etkisini, tiyatro, çizgi roman ve edebiyat arasındaki geçişleri, çocuklar için yazmayı, bilimkurgunun açtığı özgür alanı ve yeni projelerini konuştuk. Kadıköy Çizgi Festivali'ni ve birlikte hazırladığımız, yazar ve çizerlerin çocuklar için ürettiği Konuşma Balonu çizgi roman fanzinini de unutmadık.

Çocukluğunuz Almanya'da, gençliğiniz Türkiye'de geçti. İki dil ve kültür arasında büyümek, hikâyelerinize nasıl yansıdı? Bugün yazarken çocukluğunuzdan hangi sesleri duyuyorsunuz?

Doğrusunu söylemek gerekirse ben iki dil ve iki kültür arasında büyümedim. Ben sıradan ve sıradan olmayan olarak sınıflandırabileceğimiz insanlar arasında büyüdüm ve sıra dışı biri olarak da ciddi sorunlar yaşadım.

Şöyle açıklamam doğru olur sanırım… Türkçem bugün nasılsa o günlerde de öyleydi. Almancam da ana dilim gibiydi ve beşinci sınıfta öğrendiğim İngilizcemi kendim için önce şarkı sonra çizgi roman çevirerek geliştirerek neredeyse çeviri yapabilecek seviyeye getirdim. Çoğu işçi ailesi geleneksel bir kapalılık içinde yaşarken ben şanslıydım ki dışa açık bir ailenin evladıydım. 10 yaşımdan itibaren izin alarak kiliseye gidip ayinleri izledim, neresi olduğunu söylemeden de bugün bizim camilerimizde çocukları dine alıştırmak için gerçekleştirilen animasyon oyunlarının yaşandığı misyonerliklere katıldım. Ve açıkçası kültürlerimiz arasındaki benzerliklerle farklılıkları başta dini inanış olmak üzere karşılaştırarak kendimi var etme şansı yakaladım.

Öte yandan 5 yaşımdan bu yana koleksiyonunu yaptığım oyuncak askerlerden toplayan ve beni gibi çılgınca çizgi roman okuyan arkadaşım hiç olmadı. Ne orada ne burada… Çocukluğumdan bana bugün gelen tek ses var, o da yalnızlığı kırma ve direnme formülümü çaktırmadan bütün okurlarıma öğretmemi öğütlüyor.  

Tiyatro, çizgi roman, bilimkurgu ve yaratıcı drama… Bir hikâye aklınıza geldiğinde onun sahnede mi, çizgi roman karelerinde mi, öykü sayfalarında mı hayat bulacağına nasıl karar veriyorsunuz?

Belirttiğiniz üzere algıları açık, ilgi alanı geniş, çok yönlü biriyim ve bu yönümü farklı eserlerle meraklısının karşısına çıkarıyorum. Bu noktada üzülerek belirtmek durumunda kalıyorum, bir hikâyenin hangi formda ortaya çıkması gerektiğine ben karar vermiyorum. Koşullar karar veriyor.

Maddi olarak sorunum yoksa ve kimseyi vurmayacak kadar keyfim de yerindeyse oyuncularla uğraşmayı göze alıp tiyatroya yöneliyorum. Ama olmadı, uyumlu bir çizer bulmuşsam çizgi romana, o dönem ders verdiğim öğrenciler kafa dengiyse yaratıcı dramaya, ama tek başıma kalmamı mecbur kılan koşullar varsa yüzümü kesinlikle düz yazıya dönüyorum. Bununla birlikte "Sonsuzluk Odası Öyküleri" kitabımda yer alan bilimkurgu hikâyelerim yine aynı isimle çizgi romana uyarlanarak basıldı. Bir aksilik olmazsa da tiyatro sahnesinde hayat bulacak. Yani… Yok bende karar marar.

Çizgi romanın "kolay okunan" bir tür olarak görülmesi, onun anlatım olanaklarını gözden kaçırmamıza neden olabiliyor. Sizce iyi bir çizgi roman, okurundan nasıl bir dikkat ve katılım bekler?

Çizgi romanın tarihi kökenini araştıranlar uzun bir süre İngiltere'deki bir halıyı, Maya ve Mısır hiyerogliflerini, son olarak da kilise vitraylarını ön planda tutmuştur. Bu kişilere göre çizgi romanla bahsi geçen sanat formları alımlayıcılarının görsele bakarak dinledikleri metinleri örtüştürmeleri sayesinde anlatıyı kavrayabiliyordu. Bu yanlış bakış açısı zaman içinde çizgi romanın "aptallar için üretildiği" iddiasını gündeme getirdi. Hatta çizgi roman okurunun okuma yazması olmayan cahiller olduğu ve görsel olmadan öğrenmediklerini söyleyenler bile çıktı. Örneğin; araştırmacı Levent Cantek birkaç yıl önce bu halkaya katılarak çizgi roman okuru yetişkinin olgunlaşamadığını ileri sürdü varın gerisini siz düşünün.

Oysa çizgi roman sanatı kendine has anlatım yolu olan bir daldır ve okuru onunla zaman geçirdikçe unsurlarına hâkim olur ve o eseri var eden yazar ve çizerle daha sık iletişime girerek anlatılanı kavramanın tadını çıkarır. Bu bir yolculuktur. Üstelik de sonu olmayan bir yolculuk. Zaten sonunun da olmaması gerek, yoksa sanat sevgisi ortadan kalkar. Sonuç olarak çizgi roman çizgi romandır ve ister arkası yarın mantığıyla çizilen serüvenler olsun, ister süper veya değil kahramanlı modern masallar olsun, ister tek seferde hikâyesini tamamlayan tür olsun, ister uzak doğudan gelsin, isterse de sözsüz olsun okunmaya başlandıysa ve doğru, kişiye ulaşan bir eser bulduysa tamamdır. Bu şekilde çizgi roman sanatı okurundan arzu ettiği dikkat ve katılımı almıştır.

 "Çizgi Roman Senaryosu" kitabınızdan hareketle sormak isterim: Bir senarist, sözü çizgiye bırakmayı nasıl öğrenir? Yazar ile çizerin aynı hikâyeyi farklı hayal etmesi, eseri nasıl zenginleştirir?

Ben çizgi roman senaryosunu "dramatik yazarlığın" bir kolu olarak yorumlamışımdır hep. Yani bu metinler yazılır ve alımlayıcısıyla buluşabilmesi için bir aracıya ihtiyaç duyar. Sinema, tiyatro, radyo oyunu gibi çizgi roman senaryosu da bir aracıya, çizere ihtiyaç duyar.

Bu noktada şunun altını çizmek isterim; çizerin çok önemli olduğu ve dikkat çektiği genel bir kanı olarak yerleşmiş olsa da yanlış aktarılan bir metnin çizerin becerisiyle kurtarılmayacağı bir gerçektir. Bundan dolayı yazarın merkezde olduğu ve metnin doğru yorumlanarak çizgiye aktarılacağı bir çalışma yolunun oluşturulması şarttır. Burada yazarın çizgi romanın anlatım olanaklarını iyi bilmesi ön koşulu vardır. Ve elbette çizerin de gözden kaçmış olabilecek daha iyi seçenekleri görebileceği kuralı. Bu bağlamda sorunuzun yanıtı "farklı" değil "ortak" hayal etme olur.

Çocuklar için yazarken yetişkin aklımızın açıklama, öğretme ve doğruyu gösterme isteği devreye girebiliyor. Siz çocuk okurun kendi yorumuna alan açmak için nelere dikkat ediyorsunuz? Atölyelerde karşılaştığınız çocukların, yazarlığa bakışınızı değiştirdiği oluyor mu?

Doğrusu ben hiç didaktik bir yazar olmadım. Olamadım. Oyunlarımda bir hayat kesiti sundum, buradan da olumlu göstergelerin anlaşılmasını umdum çoğunlukla. Ve en fazla birkaç ipucu repliği ekledim. Zira yetişkinlere yazdığım bilimkurgu öykülerimde de, çizgi romanlarımda da... Önemli olan bilgiydi, akıldı, sorgulamaydı, yüzleşmeydi, hesaplaşmaydı hep. Sunduğum metinler kişileri büyük oranda şaşırtmayı ve şaşırmanın ardından gelen şokun üstesinden gelip hayata başka bir pencereden bakmalarını sağlamayı amaçlamıştır.

Bu aşamada daha çok yazısız çizgi kullanan karikatüristler gibi düşünmüşümdür. Yani, bildiğimiz üzere toplum olarak ortak kodlarımız ve gündemlerimiz vardır ve doğrudan açıklanmayan herhangi bir metaforu anlamamız da kaçınılmazdır. O hesap.

"Sonsuzluk Odası Öyküleri"nde bilim kurguya yöneliyorsunuz. Bilimkurgu size insanı ve yaşadığımız dünyayı anlatırken nasıl bir özgürlük sağlıyor? Gerçekçi bir öyküde soramayacağınız hangi soruları burada sorabiliyorsunuz?

Bilim kurgunun geleceğe bakarken günümüzü anlamanın en iyi yolu olduğunu söylemiş bu alanın öncü yazarları. Katılıyorum. Yarını anlatırken kullandığımız her unsur aslında bugün yaşadıklarımızın analiz edilerek yorumlanmasıdır. Yarını anlatan kişi bir kurgu anlatır gibi yaparken bazı şeylerin olumlu veya olumsuz gelişeceği sonucuna vararak yazmış, onu aktarıyordur.

Ben bu öyküleri lisede yazmaya başlamış, insanı, insanlığı, geleceği kendi penceremden sorgulamıştım. Üniversitede bunu sürdürmüş, daha sonra da eklemeler yapmıştım. Ancak ilk sorunuza geri dönecek olursak bu kitabın asıl alt yapısı o 10 yaşındaki Ümit'te saklı.

Alevi kökenli olup Sünni eğitimi alan ve Hristiyanlığın birçok ayrıntısını öğrendikten sonra bu bilgileri uçuk kaçık çizgi roman hikâyeleriyle harmanlayarak kendi dünya görüşünü oluşturan ve zaman içinde geliştiren o 10 yaşındaki Ümit… Bu yüzden benim bilim kurgu öykülerimde ejderhalar, şeytanlar, iblisler ve tanrı var. Gerçekçi bir öyküde bunlar nasıl yer alırdı bilmiyorum ama benim tarzımdaki bilim kurgular bu öğelerin hepsini kapsar. 

Kadıköy Çizgi Festivali ve birlikte hazırladığımız, yazar ve çizerlerin çocuklar için ürettiği "Konuşma Balonu" adlı çizgi roman fanzininden söz edelim. Bu ortak üretim deneyimi sizin için nasıl geçti? Böyle bağımsız yayınların çocukları çizgi romanla buluşturmada nasıl bir yeri olduğunu düşünüyorsunuz?

"Konuşma Balonu" Çocuklara Özel Çizgi roman Fanzini benim ilk fanzin çalışmam değil. 1997 gibi üç çizerle kurduğumuz ve benim başyazarlıkla editörlüğünü üstlendiğim Çapa Çizgi Roman Grubu ilk fanzin çalışmamdı (Tabi lisede çıkardığım fotokopi dergileri saymazsak). Bu grup deneyimi sürecinde her sayımızı ortalama 700 satarak birçok genç çizer arkadaşımıza ilham verdiğimizi sonradan öğrendim. Üstelik iki çizerimizin ABD için çizim yapması, benim de 2006 yılında Çizgi Roman Okurları Platformu'nu (ÇROP) kurmam, çizgi roman hakkında iki tez ve birçok kitap yazmam, onlarca etkinlik düzenlemem ve yine onlarca genç arkadaşa yol göstermem, çizgi roman atölyelerinin şablonunu oluşturup bazı çizerlere öğretmem neresinden baksanız çizgi romanın bu günlerde daha artistik ele alınmasını sağladı. 

Demem o ki fanzin dergicilik okurunu da dergiye emek vereni de alıp başka ufuklara taşıyabilecek müthiş bir iştir.

İlk hikâyesini yazmak isteyen bir çocuk karşınıza otursa ve "Aklımda çok şey var ama nereden başlayacağımı bilmiyorum" dese, ona hangi küçük adımı önerirdiniz?

Benim önerim sadece yazması olurdu. Çünkü yazmanın başı da sonu da yazmaktır bana göre.

Şu sıralar üzerinde çalıştığınız yeni bir kitap ya da farklı bir proje var mı? Yakın zamanda okurlarınızı nasıl bir Ümit Kireççi sürprizi bekliyor?

Eğer yakın zamanda bir kitap çıkmışsa; ki bitime yakın üç kitap dosyası var halihazırda, işte bu kitaplar çıkmışsa okurlara sürprizim nihayet oturup yazmış olmam olur. 

Geçen yaz 5, bu sene okul sezonu için 6 gün için dört kurumla anlaşarak yaratıcı darama eğitimi verdim, vereceğim. Ek olarak doktora yapıyorum. Ve ara ara da kitap imza, atölye, söyleşi, panel v.s. etkinliklerine katılıyorum. Yani… Anladınız işte… O kitaplar illa ki bitecek ve içerikleriyle gerçekten sürpriz yapacaklar. Ama önce, işte, ben, klavye, drama, altı gün, of kafam, üf bacaklarım, aman sırtım…

Son olarak, Ümit Kireççi'yi ve eserlerini tanımlayan beş kelime seçmenizi istesek, bunlar hangileri olurdu?

Azim, ayrık otu, inat, üretici, yo(r)ğun…

Kaynak: Birgun

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…