İçeriğe geç
  • Dolar 49,1976
  • Euro 55,0898
  • Sterlin 65,2108
  • Bitcoin 4.095.983 ▼ %2,64

dunya

Kanlı dönüşümün miladı: 7 Ekim

7 Ekim 2023'te Ortadoğu tarihinin en büyük kırılmalarından biri yaşandı. Hamas saldırısını fırsat bilen İsrail ve ABD kanlı dönüşüm sürecinin fitilini yaktı. İran, Pentagon'a sunulan 5 yılda çıkarılacak 7 savaşın son halkasıydı. Ortadoğu'daki kanlı dönüşümün ortaya çıkardığı yeni denklemde Türkiye'ye de roller biçildi. Yemen'e asker gönderilmesinin kapıların

"Netanyahu ve ABD, birlikte Ortadoğu'yu şekillendirmeye soyundular. Bu programın bir adı da vardı: Operation Timber Sycamore. General Wesley Clark 2011'de Pentagon'a 5 yılda çıkarılacak 7 savaşın listesini verdi. Suriye savaşı, İsrail'in kışkırttığı 6 savaştan biri; Lübnan, Irak, Libya, Somali, Sudan. Bir de Yemen var. Bunlardan sadece biri, İsrail'in şiddetle istediği İran-ABD savaşı henüz çıkarılamadı. Bu savaşların hiçbiri kaçınılmaz değildi, tercih edildi. Hepsi rejim değiştirme operasyonları fikrinden doğdu."

Bu itiraflar ve ifşa BM Yetkilisi ve Genel Sekreter Danışmanı Prof. Jeffrey Sachs'e ait. Antalya Diplomasi Forumu'nda konuşan Sachs'ın konuşmasından kısa süre sonra İsrail'in istediği İran-ABD savaşı da başlatılacaktı. 

On yıllar boyunca Ortadoğu'yu kendi çıkarları doğrultusunda dizayn etmeye çalışan ABD ve İsrail'in önüne istenilen fırsat 7 Ekim 2023 tarihinde çıkacaktı. 2006'dan bu yana Gazze Şeridi'ni kontrol eden Hamas'a bağlı İzzeddin El Kassam Tugayları'nın İsrail'e düzenlediği saldırılar Ortadoğu tarihinin en büyük kırılmalarından birine vesile olacaktı. "Aksa Tufanı" operasyonunda çoğu sivil 1.200 İsrailli, 1.600 civarında da Filistinli hayatını kaybetti. 250 İsrailli de rehin alınarak Gazze'ye götürüldü. Eylemin öncülüğünü Hamas yapsa da Ortak Operasyon Odası'nda 14 Filistinli direniş örgütü vardı. 

Saldırı tüm dünyada büyük şok etkisi yarattı. İsrail, ülke genelinde olağanüstü hal ilan etti, ardından da tarihin gördüğü en acımasız katliamlarından birine yol açacak olan "Demir Kılıç Operasyonu"nu başlattı. 

7 Ekim saldırısını fırsata çeviren İsrail, Ortadoğu'da inşa etmek istediği "yeni düzen" için düğmeye bastı. Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) adım adım işleme sokulurken 7 Ekim sonrası üçüncü ve en kanlı aşamaya da geçildi. Saldırı gününe kadar ülkesinde bir yılı aşkın süre boyunca milyonların katıldığı protesto hareketleriyle sarsılan Başbakan Binyamin Netanyahu saldırı sonrası -tıpkı W. Bush'un 11 Eylül 2001'de yaptığı gibi- yurttaşlara ülkenin bekası için ulusal güvenliğe yaklaşımını değiştirmesi gerektiğinin propagandası yaptı.

PARADİGMALAR DEĞİŞİRKEN

Bu tarihten itibaren de güvenlik paradigmaları değişti, yeni ulusal güvenlik stratejisi hayata geçirildi. ABD gibi İsrail de güvenliği sınırdan değil sınır ötesinden başlattı. İsrail de ABD'nin okyanus ötesinden gelip Afganistan'ı, Irak'ı, Somali'yi, Libya'yı vurması gibi çevre ülkeleri bombaladı. Lübnan, Suriye, Irak, İran, Yemen, Katar bu süreçte hedef alındı.

"Savaştayız" diyen İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'nun talimatıyla İsrail ordusu havadan ve karadan Gazze'yi ayrım gözetmeksizin bombaladı. 8 Ekim'de hava operasyonları ile başlayan saldırılar 27 Ekim'de kara harekâtına dönüştü. Ve sonrasında iki yıl sürecek olan "etnik temizlik" harekâtı başladı.

Gazze Şeridi'ne yaklaşık 750 gün boyunca ölüm kusan İsrail, en az 80 bin Filistinliyi katletti, yüz binlercesini yerinden, yurdundan etti. Gazze'deki fiili işgalini genişletti, Filistinlileri deniz kenarında dar bir bölgeye hapsetti. 

HAMAS NEDEN SALDIRDI?

İsrail'in saldırılardan haberdar olduğu, Tel Aviv'in uzun süredir hesapladığı, "kanlı dönüşüm" için tıpkı 11 Eylül saldırıları gibi bir bahane aradığına dair senaryolar hala gündemde. Senaryolar bir tarafa Aksa Tufanı, İsrail'in Gazze Şeridi'ni dev bir açık hava toplama kampına dönüştüren kuşatmasına verilmiş bir yanıttı. Filistinliler İsrail'in kolonyalist mülksüzleştirme saldırılarına karşı can havliyle bir mücadeleye girişmek zorunda kaldılar. Bu bir varlık meselesiydi.

Tel Aviv on yıllarca Gazze'yi bir açık hava hapishanesine çevirirken Filistinlilerin yaşam hakkını yok ediyordu. Trump ürünü Abraham Anlaşmaları ile varlık koşullarını tamamen yitireceklerini gören Hamas, son bir adım olarak Aksa Tufanı ile kurulan denklemi bozmak istedi.

Gilbert Achcar'a göre yaşananlar Filistinlilerin "Büyük Felaket" olarak tanımladığı Nakba'nın ikinci aşamasından başka bir şey değil. Gözü dönmüş siyonist yönetimin saldırıları Filistinlilerin 1948'de olduğu gibi yerlerinden sürülmesi girişimiydi. 

7 Ekim saldırısı İsrail'in Filistin'i Filsitinsizleştirme hayallerini gerçek kılmanın vesilesi yapıldı. Hamas'ı Gazze'den silme bahanesi altında Filistinli nüfus "seyreltilmeye" yani azaltılmaya çalışıldı. Öyle de oldu.

Achcar'a göre, tanık olduğumuz şey Hamas'ı yok etme bahanesiyle Nakba'dan bu yana etnik temizlikle toprak fethini birleştiren, Gazzelileri yerinden etmeyi amaçlayan ikinci turun peşrevidir. Yani 1948'in devamıdır İsrail'in bu saldırıları.

LÜBNAN'DAN SURİYE'YE

Netanyahu yönetimi 7 Ekim saldırılarının ardından istediği iklimi yakaladı. Bir tarafta Gazze Şeridi'ni bombalayan İsrail, diğer taraftan da Filistin direnişine destek veren Hizbullah bahanesiyle Lübnan'a saldırmaya başladı. 

Yaklaşık bir yıl boyunca İsrail başkent Beyrut başta olmak üzere Lübnan kentlerini aralıksız olarak bombaladı. 

27 Kasım 2024'te İsrail ile Lübnan arasında ABD'nin devreye girmesiyle bir ateşkes anlaşması imzalandı. 13 maddelik anlaşmaya göre, Hizbullah İsrail'e karşı herhangi bir eylemde bulunmayacak, buna karşılık İsrail de Lübnan'a saldırmayacaktı. 

Hizbullah anlaşma gereğince Güney Lübnan'da İsrail sınırından 40 kilometre kadar uzaklaştırıldı, Litani Nehri'nin kuzeyine sürüldü.

Ancak bu anlaşma pratikte işlemedi. Tel Aviv saldırılarını bugün hala sürdürüyor. Bugüne kadarki saldırılarda 3 binden fazla Lübnanlı hayatını kaybetti, yaklaşık 15 binden fazla kişi yaralandı. 

Suriye de İsrail'in bir diğer savaş cephesine dönüştürtüldü. Suriye sık sık bombalandı, işgal genişletildi, bu ülkede asker konuşlandırıldı. Arkasındaki güç ise ABD ve Batı emperyalizmiydi. Her türlü destek sağlandı. ABD ile birlikte Irak'taki İran hedefleri de vuruldu. 

Netanyahu, 7 Ekim'den iki hafta önce BM kürsünde elinde Gazze ve Batı Şeria'yı da kapsayan "büyük İsrail" haritasıyla dünyaya meydan okuyacaktı. İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, "İnsan hayvanlarla savaşıyoruz ve buna göre hareket ediyoruz" dedikten sonra Gazze'nin toptan ele geçirilmesini savunacaktı.

EN BÜYÜK CEZALANDIRMA

Siyaset Bilimci Robert Pape'ye göre Gazze operasyonu, tarihteki en şiddetli sivil cezalandırma seferberliklerinden birisi. 1947-1949 savaşında yaklaşık 15 bin Filistinli sivil ve savaşçı öldürüldü. İsrail'in 1982'de Lübnan ve Beyrut'u kuşattığı saldırıda 19 bin Filistinli ve Lübnanlı öldürüldü. İki İntifada sırasında ve İsrail'in Gazze'ye yönelik önceki dört büyük saldırısında ise yaklaşık 11 bin Filistinli katledildi. 

Gazze'de 7 Ekim sonrasında iki yılda 70 binden fazla kişi öldürüldü. Bu sayı 1948'den bu yana İsrail tarafından öldürülen bütün Filistinlilerin sayısından daha fazla. 2,2 milyonluk Gazze'nin yaklaşık yüzde 5'i öldürüldü. Bir o kadarı da sakat bırakıldı. 

İsrail'in mümkün olduğunca çok Filistinliyi topraklarından uzaklaştırma eğilimi yeni değil. Bu planlı bir stratejinin ürünü. 1948 ve 1967 savaşlarıyla, 2008'de, 2019'da ve çeşitli tarihlerdeki kapsamlı saldırılarda bu sağlanmaya çalışıldı. 

İSRAİL'İN İSTEDİĞİ 6 SAVAŞ 

27 Kasım 2024'te İdlib'te kümelenen HTŞ bünyesindeki cihatçı çeteler önce 11 günde Şam'ı ele geçirdi. 8 Aralık 2024'te Esad'ı deviren Colani lakaplı Ahmet El-Şara liderliğindeki HTŞ'nin ülkeyi ele geçirmesi denklemi kökten değiştirdi. 

Suriye'de yaşananların emperyalist müdahaleciliğin çarpıcı bir örneği olduğunu Amerikalı yetkililer açıkça itiraf edecekti. 

ÇİM BİÇME STRATEJİSİ

İsrail Hamas, Hizbullah, Filistinli örgütler ve İran bahanesi ile saldırgan politikalarını meşrulaştırmaya çalışıyor. Netanyahu'nun 2009'da işbaşına gelmesinden sonra Hamas ve Hizbullah'a karşı "çim biçme" (Mowing the Grass) stratejisi uygulamaya başladı. Daha sonra bu doktrin İran'a karşı da kullanıldı. 

Buna göre örgütleri ve güçlü köklü bir devlet olan İran'ı toptan yok etmek mümkün değil. O halde belli aralıklarla bunları askerî operasyonlarla zayıflatmak en gerçekçi yol. Askerî, ekonomik kapasitelerini parça parça yok ederek yıpratmak tehdit seviyesini yönetilebilir düzeyde tutacak. Bu uzun vadeli stratejinin bir parçasıydı. Teoriye göre Hamas'ı, Hizbullah'ı, İran'ı tamamen yok etmek, gerçekçi bir askerî hedef değil ve de riskli. O halde her yeşerdiklerinde "çimleri biçerek kısa tutmak" gerekli. 

TRUMP'IN RİVİERA PLANI

Ortadoğu'daki kanlı dönüşümün mimarlarından Amerikan emperyalizmi İsrail ile birlikte bölgeyi dizayn etmeye soyundu. İsrail Gazze'nin yaklaşık %53'ünü elinde tutuyor. İran ve direniş ekseninin kuşatıldığı Hazar'dan Kızıldeniz'e yeni bir düzenin oturtulmaya çalışıldığı mevcut denklemde Donald Trump 4 Şubat 2025'te ABD'nin Gazze Şeridi'nin mülkiyetini alması gerektiğini açıkladı. Netanyahu ile Beyaz Saray'da kameraların karşısına çıkan Trump, "Bölgeyi Ortadoğu Rivierası olarak yeniden düzenleyeceğini" kaydetti. "ABD'nin Gazze Şeridi'ni devralacağını" söyleyen Trump, "Gazzelilerin de başka yere gitmesi gerektiğini" söyledi. 

Filistinliler için Mısır, Ürdün gibi ülkeleri işaret eden Trump  bu niyetini gerek söylemleri gerekse de yayınladığı videolarla ortaya serdi. Sonrasında aralarında Türkiye'nin de olduğu ağırlığı Müslüman ülkelerden oluşan bir Gazze Barış Kurulu kurarak on binlerce Filistin'in bedeni üzerinden "Riviera" düşünü pratiğe dökmek için ilk adımı attı. 

22 Ocak'ta İsviçre'nin Davos kentinde kurulan Filistin'siz "Barış Kurulu" ilk toplantısını Trump başkanlığında Washington'da 19 Şubat 2026'da gerçekleştirdi.

Trump "yeni Gazze" sunumunda şunları söyleyecekti: "Ben özünde bir emlakçıyım ve emlak söz konusu olduğunda her şey konumla ilgilidir. Şu deniz kenarı konuma bakın. Şu güzel mülke bakın. Birçok insan için ne kadar büyük bir potansiyele sahip olabilir."

Trump, İsrail Parlamentosu Knesset'teki konuşmasında anlaşma üzerinden "Yeni bir Ortadoğu için tarihî bir şafak" olduğunu ileri sürecekti.

AHTAPOT'UN KOLLARI  

7 Ekim'in taşları yerinden oynattığı Ortadoğu'da kanlı dönüşümün tamamlanmasının önündeki en büyük engel İran'dı. 

Dönemin İsrail Savunma Bakanı Naftali Bennet'in formüle ettiği doktrine göre Tahran'ın bölgedeki kolları yerine "ahtapot"un kendisi hedef alınmalıydı. Ancak başa ulaşmak için de kolların kesilmesi gerekiyordu.

Filistin, Lübnan, Yemen, Suriye, Libya ve Irak İran'a gidilen yoldaki temizlenmesi gereken mıntıkalardı. Bu ülkeleri peş peşe vuran aşırı sağcı İsrail rejimi sonunda İran'a da yöneldi. 

Sachs'ın "gerçekleşmeyen tek savaş" olarak nitelendirdiği o savaş 13 Haziran 2025 tarihinde patlak verdi. İsrail ve ABD'nin başlattığı 12 günlük savaşta 24 Haziran'da ateşkes ilan edildi.

İkinci savaşın tarihi 28 Şubat'tı. Ateşkese anlaşmasına rağmen bugün hala devam eden savaşın ilk gününde İran dini lideri Ali Hamaney ile birlikte ordunun tüm üst düzey komutanları öldürüldü. 44 gün sonra ateşkes ilan edilse de bugün özellikle Hürmüz Boğazı üzerinden savaş sürüyor. İsrail-ABD saldırılarına karşılık İran, hem İsrail'i vurdu hem de ABD'nin Ortadoğu'daki karargâhlarını. 

Tahran'ın Hürmüz'ü kitleyerek ABD'ye yanıt vermesi savaşın seyrini de derinden etkiledi. Petrol krizi tüm dünyayı sarsmaya devam ediyor.

***

YENİ BİR DÖNEM BAŞLADI

Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) Yetkilisi Tahsin Halebi:

7 Ekim'in üzerinden geçen üç yılda tanık olduğumuz bütün gelişmeler bölgeyi yeni bir rotaya soktu. 7 Ekim sonrasında yaşananların İran açısından sonuçları ortada, bölgesel bir güç olarak zayıfladı ve Ortadoğu'nun en güçlü bölgesel gücü olma konumunu yitirdi.

Bu, İsrail'in bölgesel süper güç olduğu anlamına gelmiyor. Çünkü İsrail de birçok açıdan ve birçok cephede eskisinden daha zayıf hale geldi. Hiç şüphe yok ki 7 Ekim, Ortadoğu'daki bütün bölgesel güçler için yeni bir gündem getirdi. İsrail, bölgesel ve uluslararası ölçekte bir güç olarak elindeki kartların pek çoğunu kaybetti.

Peki İsrail'in kaybettiği bu kartların bıraktığı boşluğu kim dolduracak? İran'ın bu boşluğu doldurabileceğini beklemek zor. İran artık bütün çabasını, bölgede kendisi açısından son derece hassas ve olumsuz bir tablo içinde. Gücünü ABD ve İsrail'le karşı karşıya olduğu bu mücadelede ayakta kalmaya yoğunlaştıracak. Suriye'yi kaybetti, Hizbullah'ı kaybetti, Hamas'ı ve diğer Filistinli gruplarla bağını kaybetti.

Peki Mısır bu boşluğu doldurabilir mi? Elbette hayır. 

ABD ve İsrail'in stratejisi pek çok başarısızlık işareti veriyor. İkisi de şu anda ayakta kalmaya ve kaybettiklerini geri alabilmek için kendilerine daha fazla manevra alanı sağlayacak bir noktada tutunmaya çalışıyor. İsrail pek çok şey kaybetti.

***

'HAYIRSEVER MONARŞİLER' PLANI

ABD ve İsrail silah zoruyla, kanla ve gözyaşıyla bir düzen kurmaya çalışırken diğer taraftan da rejimleri içeriden dizayn etmeye kalkıştılar. Trump'ın Ortadoğu'ya atadığı "özel" büyükelçi Tom Barrack bu konuda aktif bir rol oynadı. ABD'nin Suriye-Irak Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, bölgede Hazar'dan Akdeniz'e yeni bir hizalanışın yaşanacağını belirterek, "hayırsever monarşiler"in Ortadoğu için en ideal yönetme biçimini olduğunu söyleyecekti. Barrack, Türkiye içinde "Osmanlı milletler sistemi"nin en uygun model olduğunu açıkça ortaya atacaktı.

YENİ SÜREÇLER VE MEKKE ANLAŞMASI

Ortadoğu'nun emperyal dizaynının dalgaları Türkiye kıyılarına da ulaşırken Suriye ve Türkiye'de birbirini etkileyen koordineli süreçler başlatıldı. Suriye'de SDG ve Kürtler, Esad sonrasındaki yeni denklemde Şam rejimine entegre edilirken Türkiye'de ise 1 Ekim 2024'te Bahçeli'nin Meclis'teki açılış konuşması ve sonrasında DEM'li vekillerle tokalaşmasıyla birlikte yeni bir sürecin adımları pratiğe döküldü.

"İsrail'in gözünün Türkiye'de olduğu" söylemleri üzerinden PKK ve SDG'nin tasfiyesi için harekete geçildi. "Türk, Kürt Arap ittifakı" ile Ortadoğu semalarında rol almaya çalışan siyasal İslamcı rejim, bir taraftan ABD'nin taşeronluğunu üstlenirken diğer taraftan da kendisine alan açmaya girişti.  Suudi Arabistan ve Pakistan ile imzalanan Mekke Anlaşması da bu taşeronluğun bir eseri. 

Kaynak: Birgun

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…